Entegre Raporlama Türkiye

Konuk Yazar’ın Mesajı

Günümüzde, şirketlerin ve finansal kurumların çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik stratejilerine odaklanması artık bir tercihin ötesine geçerek sınırlı kaynaklar ve hızla değişen toplumsal beklentiler nedeniyle zorunlu bir ihtiyaç halini aldı. Bankacılık sektörü ise dönüştürücü gücü sayesinde bu dönüşümün merkezinde yer alarak sürdürülebilir kalkınmanın hızlanmasında, sosyal ve çevresel risklerin yönetilmesinde kritik bir rol üstleniyor. Sosyal sürdürülebilirlik, bireylerin ve toplulukların refahını korumayı, eşitlik ve kapsayıcılığı güçlendirmeyi, yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen bir yaklaşımken; sosyal etki, kurumların faaliyetlerinin toplum üzerinde yarattığı olumlu ya da olumsuz değişimleri ortaya koyuyor. Bu kavramlar birlikte ele alındığında, yatırımların yalnızca çevresel değil aynı zamanda toplumsal faydayı da gözeten daha bütüncül, sorumlu ve kapsayıcı bir sürdürülebilirlik anlayışını desteklediği görülüyor. 

Dış faktörler, iyi uygulamalar ve bilimsel çalışmaların etkisiyle sürdürülebilirlik uygulamalarını ve yatırımlarını önceleyen kurumlarda odak noktası çoğunlukla çevresel risk ve fırsatlar oluyor. Ekosistem krizini esas alan ve sosyal sermayenin güçlenmesini de içeren daha kapsamlı bir yaklaşım geliştirmek, sosyal risk ve fırsatların değerlendirme süreçlerine dahil edilmesi yaratılan değeri daha da güçlendiriyor. Bu yaklaşım sürdürülebilirliğin bütünleşik bir yapıya taşınmasına destek olarak kamusal sermaye öğelerinin bütününe de ek girdi sağlayabiliyor.  

Bu çerçevede, entegre raporlama yaklaşımı; kurumların finansal performansları ile çevresel, sosyal ve yönetişim boyutlarını tek bir değer yaratma perspektifi altında bütüncül biçimde ele almalarına imkan tanımaktadır. Entegre raporlama, yalnızca geçmiş performansın değil, orta ve uzun vadede sürdürülebilir değer yaratma kapasitesinin de şeffaf biçimde ortaya konulmasını sağlayarak paydaş beklentileriyle stratejik karar alma süreçleri arasında güçlü bir bağ kurmaktadır.

Bu bağlamda bizler de TSKB olarak, Türkiye’nin çok yönlü kalkınma hedeflerine katkı sunmakla beraber çevresel ve sosyal etki kapsamında değer yaratmayı amaçlıyoruz. 2020 yılında geliştirdiğimiz Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Haritalandırma Modeli kapsamında, bankamızın kredi temaları çerçevesinde sağladığı finansmanın BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) ile uyumunu ölçüyoruz. SKA Haritalandırması ile finansman sağlanan projelerdeki sürdürülebilir kalkınmanın üç temel boyutundan biri olan sosyal etkiyi metodolojik olarak ölçüyor, sosyal ve sürdürülebilir kalkınmaya olan katkımızı rakamlarla ifade ediyoruz. 2021 - 2030 döneminde, SKA bağlantılı 10 milyar ABD doları ve üzerinde finansman sağlamak, SKA bağlantılı kredilerin toplam portföyümüz içindeki oranını 2030 yılına kadar %90 seviyesi ve üzerinde tutmak uzun zamandır kredi faaliyetlerimiz kaynaklı etkiyi yönetmek adına takip ettiğimiz hedefler arasında yer alıyor. 2025 yılında ise 2026 yıl sonuna kadar sosyal kalkınma odaklı SKA bağlantılı 600 milyon ABD doları ve üzerinde finansman sağlamayı hedefleyerek bu alandaki odağımızı yeni bir taahhütle güçlendirdik.

İklim değişikliği ile mücadele ve uyumu 2010’lu yılların başında stratejisine entegre etmiş bir kurum olarak, güçlü iklim politikaları ile net sıfıra geçişin, demografik değişimler, dijitalleşme ve otomasyon gibi diğer sosyoekonomik dönüşümler veya mega trendlerle gerçekleştiğini görüyoruz1. Bunlar arasında yükselen yaşam maliyetleri, COVID-19 pandemisinin etkileri, hızlanan dijital dönüşüm ve demografik değişimler yer alıyor. Bu dönüşümle bazı iş kolları zaman içinde etkinliğini yitirirken, ekonomide yeni fırsatlar doğacak ve pek çok mevcut meslek dönüşecek veya yeniden tanımlanacak. Adil bir geçişin sağlanması, bu eğilimlerin iklim eylemi ve ilişkili dönüşümlerle nasıl etkileşime girdiğinin hesaba katılmasını gerektiriyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği ise bu sosyodemografik, ekonomik ve iklimsel değişikliklerden geçerken etik, yasal ve ekonomik bir gereklilik halini alıyor.2

Çeşitli bilimsel araştırma ve akademik çalışmalar, kadınların iş gücüne katılımının artırılmasının ülkelerin ekonomik dayanıklılığını güçlendirdiğini ve iş gücü verimliliğinde kalıcı artışlar sağladığını gösteriyor. Kadınların iş gücüne aktif katılımı, ülkelerin GSYH büyüme potansiyelini doğrudan artırıyor. Özellikle düşük ve orta gelirli ekonomilerde bu etkinin daha belirgin olduğu görülüyor. Diğer yandan Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin Altıncı Değerlendirme Raporu’nda (IPCC AR6) iklim değişikliğinin etkilerinin mevcut sosyal eşitsizlikler nedeniyle başta kadın ve çocuklar olmak üzere kırılgan gruplar tarafından daha ağır hissedildiği belirtiliyor. Tüm bu göstergeler yeşil dönüşümün kapsayıcı politikalar ve adil geçişle etkili olacağına işaret ediyor.

2016 yılında kredi temalarımıza eklenen eşit iş gücü için kadın istihdamının artırılmasına ek olarak 2025 yılında genç istihdamının kuvvetlenmesine yönelik finansallaştırma çabalarımız da krediye dönüştü. Ana odağı çevre olan kredilerde dahi kadın çalışanların çalışma şartları başta olmak üzere yatırımların sosyal boyutunu irdeliyor, sosyal uzmanlarımızla portföyümüzün sosyal risk ve fırsatlarını yakından izliyoruz. Geliştirdiğimiz özdeğerlendirme araçları ile müşterilerimizin mevcut uygulamalarını iyileştirmeye yönelik aksiyon planları tasarlıyoruz. Bu kapsamda, işe alımdan itibaren çalışanlara fırsat eşitliğinin uygulanması, insan kaynakları, etik, disiplin politikalarının yenilenmesi, firmalarda emzirme odasının iyileştirilmesi veya oluşturulması, kadın-erkek maaş oranı arasındaki farkın azaltılması/eşitlenmesi, cinsiyet eşitliğine ilişkin eğitimlerin desteklenmesi gibi aksiyon planlarının uygulanması konusunda destek oluyoruz. 2024 yılında gerçekleştirilen SKA Haritalandırma Modeli güncelleme çalışmaları kapsamında yatırımlardaki SKA 5-Toplumsal Cinsiyet Eşitliği etkisi yeniden değerlendirilerek modelin etki alanı derinleştirildi. SKA 5’e doğrudan etki eden yatırımlara ek olarak, dolaylı yoldan etki eden firma ve yatırımların mevcut olması sebebiyle, modele SKA 5 dolaylı etki kriterleri eklendi.

Cinsiyet Eşitliği, Kadın İstihdamı, Genç İstihdamı, İş Sağlığı ve Güvenliği, Eğitim, Sağlık gibi sosyal temalarda kredi sağlarken, etkimizi toplumsal cinsiyet eşitliği ve sosyal sürdürülebilirlik alanlarında imza attığımız projelerle genişletiyoruz. Cumhuriyetimizin 100. yılında yaşadığımız büyük depremden etkilenen 11 ilimizde 11 kütüphane açmayı hedefledik. Eylül 2023’te başladığımız projede iki yıldan daha kısa bir sürede Adıyaman, Gaziantep, Kahramanmaraş, Adana, Osmaniye, Şanlıurfa, Diyarbakır, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’da zenginleştirilmiş okul kütüphanelerimizi açarak 7 binin üzerinde öğrencimize 50 bine yakın kitap ve çeşitli akıl oyunları ulaştırdık. Bankamızın 75. yaşını kutladığımız 2025 yılında, okul öncesi eğitimi ve kadın istihdamını desteklemek amacıyla şubat ayında TSKB 75. Yıl Ana Sınıfı Projemizi de başlattık. İlk ana sınıfımızı Şubat 2025’te Kilis’te açtığımız bu anlamlı projede kısa süre içinde Malatya, Elâzığ ve Kars’ta açtığımız sınıflarla dört ilimize yedi ana sınıfı kazandırdık.

Finansın dönüştürücü gücünün, sürdürülebilirliğin farklı alanları ve ekosistem krizinin fırsata dönüşmesi dahil pek çok önemli konuyla kesişim içinde olduğuna inanıyoruz. TSKB olarak, desteklediğimiz ve aktif olarak şekillendirdiğimiz projelerle TSKB etkisini günden güne büyüterek ekonomik, çevresel, sosyal ve kültürel değer yaratmaya devam edeceğiz.

[1] OECD’nin Ensuring A Just Transition To Net-Zero Emissions Raporu

[2] OECD Gender Equality in a Changing World

 
Bu içeriği paylaşın;