Entegre Raporlama Türkiye

Konuk Yazar’ın Mesajı

Bilgiden Eyleme: Sürdürülebilir Değer Yaratmak

Bugün şirketlerin başarısını yalnızca geçmiş dönem finansal sonuçları üzerinden değerlendirmek artık yeterli değil. İklim değişikliği, teknolojik dönüşüm, değişen ticaret koşulları, doğal kaynaklara erişim, tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar ve artan düzenleyici beklentiler; şirketlerin iş modellerini, yatırım kararlarını ve uzun vadeli değer yaratma kapasitelerini doğrudan etkiliyor.

Bu ortamda kurumsal raporlamanın da rolü değişiyor. Raporlama artık geride bıraktığımız dönemin performansını anlatan bir araç olmanın ötesinde.  Bir şirketin geleceğe ne ölçüde hazır olduğunu ortaya koyan stratejik bir yönetim mekanizması haline geliyor.

Entegre düşüncenin esas değerinin de burada ortaya çıktığına inanıyorum. Finansal performansı; strateji, riskler, fırsatlar, insan sermayesi, doğal kaynaklar, teknoloji ve toplumsal etkiyle birlikte değerlendirebildiğimiz ölçüde şirketin gerçek değer yaratma kapasitesini görebiliyoruz.

Raporun ötesinde bir yönetim yaklaşımı

Entegre raporlamayı yalnızca finansal ve finansal olmayan bilgilerin aynı dokümanda sunulması olarak görmek eksik kalır. Asıl önemli olan, bu bilgileri üreten ve yöneten süreçlerin birbirine bağlanmasıdır.

Bir şirket iklim kaynaklı bir riski tespit ettiğinde bunun yalnızca sürdürülebilirlik ekibinin gündeminde kalmaması; risk yönetimine, yatırım kararlarına, finansal planlamaya ve nihayetinde stratejiye yansıması gerekir. Aynı şekilde yeni bir teknoloji veya dönüşüm alanının yarattığı fırsatın da finansal potansiyeliyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Bu nedenle iyi bir entegre raporun arkasında aslında iyi bir entegre yönetim anlayışı vardır.

Finans sektörü açısından bu ilişki daha da kritik. Bankalar ekonominin çok farklı sektörleriyle sürekli temas halinde oldukları için, dönüşümün hem risklerini hem de finansman ihtiyacını aynı anda gözlemleyebilen kurumlar. Kredi ve yatırım kararlarımızı verirken şirketlerin yalnızca bugünkü finansal performansını değil, değişen ekonomik ve çevresel koşullara ne ölçüde uyum sağlayabileceklerini de anlamamız gerekiyor.

Bunun için de güvenilir, karşılaştırılabilir ve karar almaya elverişli bilgiye ihtiyaç duyuyoruz.

Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’nın yürürlüğe girmesi bu açıdan önemli bir eşik oluşturdu. Sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatların finansal etkilerle ilişkilendirilmesi, şirketlerin bu konuları kurumsal karar mekanizmalarının içine daha güçlü biçimde yerleştirmesine katkıda bulunuyor.

Bu çerçeveyi tamamlayan önemli bir gelişme de kısa süre önce yayımlanan Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği oldu. Taksonomi, hangi ekonomik faaliyetlerin çevresel açıdan sürdürülebilir kabul edileceğine ilişkin ortak ve karşılaştırılabilir bir sınıflandırma çerçevesi oluşturuyor. Böylece sürdürülebilirlik alanında yalnızca daha nitelikli ve karşılaştırılabilir bilgi üretmekle kalmıyor, bu bilginin yatırımların ve finansmanın yönlendirilmesinde kullanılabileceği ortak bir dil de oluşturuyoruz.

Raporlama standartları ile taksonomiyi bu nedenle birbirini tamamlayan bir yapının parçaları olarak görüyorum. Standartlaşan ve güvenilir hale gelen veri, şirketlerin dönüşümünü daha iyi anlamamızı; ortak kriterler ise bu dönüşümü finansman kararlarıyla daha sağlıklı ilişkilendirmemizi mümkün kılıyor.

Ancak burada hedef yalnızca standartlara uygun bir rapor hazırlamak ya da sınıflandırma kriterlerini karşılamak olmamalı. Esas kazanımı, üretilen bilginin şirket içinde daha iyi karar alınmasını ve sermayenin gerçek dönüşümü destekleyen alanlara daha etkin biçimde yönlendirilmesini sağlaması olarak görmek gerekiyor.

Garanti BBVA’da entegre düşünce

Garanti BBVA olarak sürdürülebilirliği uzun süredir iş modelimizin, risk yönetimimizin ve stratejik kararlarımızın bir parçası olarak ele alıyoruz. Bu nedenle entegre raporlama faaliyetlerimizi paydaşlarımıza aktardığımız bir iletişim aracı olmanın ötesinde; stratejimiz, performansımız, risklerimiz ve yarattığımız değeri birlikte değerlendirdiğimiz önemli bir yönetim disiplini olarak görüyoruz.

Sürdürülebilirlik bilgilerinin yasal raporlama kapsamına alınmasını, Türkiye’de şeffaflık, hesap verebilirlik ve uzun vadeli değer yaratma açısından önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz. Bu bilgilerin finansal raporlamayla birlikte ele alınması, şirketlerin sürdürülebilirlik kaynaklı risk ve fırsatları daha sistematik biçimde değerlendirmelerine ve karar alma süreçlerini güçlendirmelerine katkı sağlayacak. Garanti BBVA olarak bu alandaki performansımızı ve çalışmalarımızı uzun yıllardır gönüllü olarak raporluyoruz. Sürdürülebilirlik raporlamasının artık daha geniş bir finans ve reel sektör katılımını sağlayacak ortak bir çerçeveye kavuşmasını bu nedenle memnuniyetle karşılıyoruz.

Bu yaklaşım, bizim açımızdan özellikle sürdürülebilir finans alanında somut bir karşılık buluyor. Çünkü ortak standartlar ve sınıflandırmalar yalnızca şeffaflığı artırmıyor; sermayenin dönüşümü destekleyen faaliyetlere daha etkin biçimde yönlendirilmesi için de önemli bir zemin oluşturuyor.

Sürdürülebilir dönüşümün finansmanında temel soru artık yalnızca “ne kadar finansman sağladığımız” değil; sermayeyi hangi dönüşüme yönlendirdiğimiz ve bu finansmanın nasıl bir etki yarattığı.

Enerji dönüşümünden elektrifikasyona, düşük karbonlu üretim teknolojilerinden sürdürülebilir altyapıya, döngüsel ekonomiden doğa ve biyoçeşitliliğe kadar çok geniş bir yatırım ihtiyacından söz ediyoruz. Bu alanlarda doğru projeleri belirleyebilmek için şirketlerin dönüşüm planlarını, hedeflerini, performans göstergelerini ve karşı karşıya oldukları riskleri anlayabilmek gerekiyor.

Garanti BBVA’nın 2018-2029 dönemi için belirlediği 3,5 trilyon TL sürdürülebilir finansman hedefini de bu çerçevede değerlendiriyoruz. Finansmanı, müşterilerimizin dönüşümünü mümkün kılan araçlardan biri olarak görüyor; bunun yanında danışmanlık, sektörel uzmanlık ve yenilikçi çözümlerle de dönüşüm yolculuklarına eşlik ediyoruz.

Dolayısıyla kurumsal raporlama ile sürdürülebilir finans arasında çok doğrudan bir ilişki var: Ölçemediğimiz dönüşümü yönetemeyiz; anlayamadığımız riski doğru fiyatlayamayız; güvenilir veri olmadan sermayeyi en yüksek dönüşüm etkisini yaratacak alanlara yönlendiremeyiz.

COP31: Taahhütlerden uygulamaya

Bu yaklaşımın önemi önümüzdeki aylarda Türkiye açısından çok daha görünür hale gelecek.

9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31, Türkiye’nin küresel iklim gündeminde üstleneceği rol açısından tarihi bir fırsat. Aynı zamanda iklim gündeminde giderek daha fazla öne çıkan çok temel bir soruya yanıt aranacak: Verilen taahhütleri nasıl hayata geçireceğiz?

Bugün dünyada hedeflerden çok, bu hedeflerin hangi yatırımlar, teknolojiler, finansman modelleri ve iş birlikleriyle gerçekleştirileceğini konuşmaya ihtiyaç var. Bu nedenle COP31’in odağının taahhütlerden uygulamaya yönelmesini son derece değerli buluyorum.

Garanti BBVA olarak, BBVA ile birlikte COP31’in Küresel Bankacılık Partneri olmamızın bizim için anlamı da tam olarak burada yatıyor.

Bu iş birliğini yalnızca bir zirve ortaklığı olarak değil, Türkiye’nin sürdürülebilir dönüşümünü hızlandırabilecek uzun vadeli bir yolculuğun parçası olarak görüyoruz. Finans sektörünün bu süreçteki sorumluluğunun finansman sağlamanın ötesine geçtiğine inanıyoruz. Dönüşümün ihtiyaçlarını doğru anlamak, şirketlerle birlikte uygulanabilir projeler geliştirmek, farklı sermaye kaynaklarını harekete geçirmek ve kamu, özel sektör, yatırımcılar, akademi ve sivil toplum arasında yeni iş birliklerinin oluşmasına katkıda bulunmak gerekiyor.

COP31 boyunca Yeşil Bölge’de yer alacak BBVA ve Garanti BBVA pavilyonunu da bu anlayışla açık bir diyalog ve iş birliği alanı olarak kurguluyoruz. Gerçekleştirilecek paneller, yuvarlak masa toplantıları, müşteri buluşmaları ve üst düzey görüşmelerle sürdürülebilirlik ekosisteminin farklı aktörlerini bir araya getireceğiz.

Sürdürülebilir finansman çözümleri, enerji dönüşümü ve elektrifikasyon, karbon yoğun sektörlerin dönüşümü, temiz teknolojiler, döngüsel ekonomi, dirençli şehirler ve altyapı, tarım ve biyoçeşitlilik gibi alanlarda bilgi paylaşımını güçlendirmeyi; daha önemlisi, ortak fikirlerin yeni iş birliklerine ve somut projelere dönüşmesine katkı sağlamayı amaçlıyoruz.

Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının kalıcı değerinin de burada oluşacağına inanıyorum. Başarı yalnızca iki haftalık zirve süresince yürütülen tartışmaların yanısıra, zirvenin ardından hayata geçen yatırımlar, gelişen finansman mekanizmaları ve kurulan yeni ortaklıklarla ölçülecek.

Şeffaflıktan eyleme

Önümüzdeki dönemde kurumsal raporlamanın da aynı yönde evrileceğini düşünüyorum. Paydaşlar giderek daha fazla “hangi hedefi açıkladınız?” sorusundan “bu hedef doğrultusunda neyi değiştirdiniz?” sorusuna geçiyor.

Bu da kurumlar açısından daha nitelikli veri, daha güçlü yönetişim, daha açık hedefler ve finansal sonuçlarla sürdürülebilirlik performansı arasında daha güçlü bir bağ anlamına geliyor.

Entegre düşüncenin gerçek gücü de burada: raporlanan bilgiyi karar alınabilir bilgiye, kararı yatırıma, yatırımı ise uzun vadeli değere dönüştürebilmek.

COP31’in Türkiye için bu dönüşümü hızlandıran önemli bir eşik olacağına inanıyorum. Garanti BBVA olarak biz de hem Küresel Bankacılık Partneri rolümüzle hem de yıllardır sürdürdüğümüz sürdürülebilir finans ve entegre düşünce yaklaşımımızla, taahhütlerin somut uygulamalara dönüşmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz.

ERTA’nın entegre düşüncenin ve nitelikli kurumsal raporlama uygulamalarının Türkiye’de yaygınlaşmasına sağladığı katkıyı da bu açıdan son derece değerli buluyorum. Önümüzdeki dönemin raporlamanın ötesine geçtiğimiz; veriyi, sermayeyi ve iş birliklerini gerçek dönüşümü hızlandırmak için daha etkin kullandığımız bir dönem olmasını diliyorum.

 

 
Bu içeriği paylaşın;