Entegre Raporlama Türkiye
E-Bülten (Haziran Sayısı)
Başkan'ın Mesajı

Değerli Üyelerimiz,
Değerli Paydaşlarımız,
Bu yılın ikinci çeyreği, sürdürülebilirliğin kurumlar ve ekonomiler açısından stratejik önemini bir kez daha ortaya koydu. Standartların ve taahhütlerin ötesine geçen bu dönemde; uygulama kapasitesi, finansmana erişim ve enerji güvenliği, dönüşümün yönünü belirleyen temel öncelikler haline geldi. Sürdürülebilirlik artık yalnızca raporlama süreçleriyle sınırlı bir konu değil; kurumların stratejik yönelimlerine, yatırım kararlarına ve uzun vadeli değer yaratma anlayışına yön veren temel bir yönetim yaklaşımı.
Küresel raporlama gündeminde ortak akıl güçleniyor
Bu yaklaşımın küresel raporlama ekosisteminde de giderek daha güçlü karşılık bulduğunu görüyoruz. IFRS Vakfı ile GRI'nin yayımladığı ortak açıklama, ISSB ve GRI standartlarının birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan çerçeveler olduğunu bir kez daha teyit etti. Bu gelişme, yalnızca teknik bir uyum mesajı değil; kurumsal raporlamanın olgunlaştığını ve dünyanın parçalı açıklamalardan bütüncül, tutarlı ve entegre bir değer yaratma anlatısına yöneldiğini gösteren önemli bir gösterge. Şirketlerin önündeki gerçek sınav ise mükerrer raporlar üretmek değil; farklı çerçeveleri, entegre düşünceyi destekleyen tek bir yönetim ve değer yaratma hikâyesine dönüştürebilmek.
Entegre Raporlamanın On Beş Yıllık Yolculuğu IFRS Vakfı’nın Yıllık Konferansı’nda Londra’da Kutlandı
Haziran ayının son haftasında Londra'da düzenlenen IFRS Vakfı Yıllık Konferansı’nda bu yıl entegre raporlamanın konferansın ana odağını oluşturması ve IFRS Vakfı’nın entegre raporlamayı kurumsal düzeyde sahiplendiğini görmek son derece önemliydi.
Toplantı aynı zamanda yalnızca uluslararası raporlama gündeminin ele alındığı bir konferans olmanın ötesinde, entegre raporlama yolculuğunun önemli bir kilometre taşına da ev sahipliği yaptı. Entegre raporlamanın 15. yılını birlikte kutladığımız bu anlamlı buluşmada, farklı ülkelerden paydaşlarla aynı vizyonu ve ortak heyecanı paylaşmanın mutluluğunu yaşadık.
On beş yıl önce cesur bir fikir olarak ortaya çıkan entegre düşünce yaklaşımı, bugün küresel raporlama mimarisinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda. Bu dönüşüm, yalnızca raporlamanın değil; kurumların değer yaratma anlayışının, yönetişim yapılarının ve stratejik karar alma süreçlerinin de köklü biçimde değiştiğinin en güçlü göstergelerinden biri.
Bu anlamlı kutlamanın merkezinde ise entegre raporlama fikrinin sahibi Prof. Mervyn King yer alıyordu. Kendisiyle bu yolculuğun en başından beri birlikte ilerleyen biri olarak 15. Yıl ve onun onuruna düzenlenen resepsiyonda bir araya gelmek çok kıymetliydi. Prof. King başta olmak üzere, IRRC’nin ilk CEO’su Paul Druckman gibi bu yolculuğa yön veren öncü isimler; güçlü bir fikrin nasıl küresel bir harekete dönüştüğünü ve bugün kurumların değer yaratma anlayışını şekillendiren kalıcı bir yaklaşıma evrildiğini hepimize bir kez daha hatırlattılar.
Konferans boyunca öne çıkan en güçlü mesajlardan biri de raporlamanın farklı bileşenlerini bağlantılı, tutarlı ve karar almaya hizmet eden tek bir kurumsal anlatı altında buluşturmak gerektiğiydi. Finansal tablolar, sürdürülebilirlik açıklamaları ve yönetim yorumları artık birbirinden bağımsız belgeler olarak değil; kurumların aynı stratejik hikâyeyi farklı paydaşlara tutarlı ve bütüncül bir şekilde aktardığı entegre bir sistemin parçaları olarak değerlendiriliyor. Londra'da verilen bu mesajlar, yıllardır Türkiye'de üye ve paydaşlarımızla birlikte geliştirmeye çalıştığımız entegre düşünce ve entegre raporlama yaklaşımının ne kadar sağlam bir zemine oturduğunu bir kez daha teyit etti.
Doğa ve biyoçeşitlilik: raporlamanın yeni ufku
Bu yılın önemli bir gündemi de ISSB'nin doğa bağlantılı açıklamalar konusunda hızlandırdığı çalışmalar oldu. Ekim 2026'da yayımlanması hedeflenen taslak; iklimin yanına artık doğanın, biyoçeşitliliğin ve ekosistem hizmetlerinin de yerleştiğini gösteriyor. Doğa artık bir çevre başlığı değil; şirketlerin risk haritalarında, strateji masalarında ve sermaye erişiminde doğrudan yer alan bir gündem. Türkiye için bu gelişme, uzun yıllardır biyoçeşitlilik, doğa temelli riskler ve kurumsal raporlama kapasitesi gibi ısrarla üzerinde durduğumuz alanlara güçlü bir uluslararası dayanak sunuyor.
Avrupa'da sadeleşme arayışı: geri çekilme değil, olgunlaşma
Avrupa Birliği tarafında sürdürülebilirlik raporlaması ve finans düzenlemelerinde sadeleşme, uygulanabilirlik ve orantılılık arayışı ikinci çeyrek boyunca belirleyici oldu. ESRS setinin sadeleştirilmesine yönelik çalışmalar, EFRAG'ın 2026 çalışma programı ve ESMA'nın değerlendirmeleri, Avrupa'da sürdürülebilirlik raporlamasının zayıflatılmasından çok; daha anlaşılır, daha kullanılabilir ve yatırımcı kararlarına daha fazla hizmet eden bir yapıya kavuşturulması yönünde ilerlediğini gösteriyor. AB Taksonomisi ve sürdürülebilir finans düzenlemeleri tarafında ise teknik kriterlerin uygulanabilirliği, raporlama yükü, şirketlerin geçiş finansmanına erişimi ve piyasa şeffaflığı tartışmaları önemini korudu. Avrupa Birliği tarafında yaşanan bu gelişmeleri bir olgunlaşma süreci olarak okuyorum. Bu tablo, düzenleyici çerçevelerin büyük ölçüde olgunlaştığı; asıl sınavın ise şirketlerin bu çerçeveleri stratejik karar süreçlerine ne ölçüde yansıtabileceği olduğu bir döneme girildiğini gösteriyor.
Karbon, iklim riski ve finansmana erişim aynı denklemde
Bu çeyrekte karbon maliyeti, iklim riski ve finansmana erişim arasındaki bağ, artık ölçülebilir bir gerçekliğe dönüştü. CBAM'ın uygulama sürecinde alınan mesafe, ihracatçı şirketlerimiz ve değer zincirlerimiz için karbonun somut bir maliyet kalemi olduğunu net biçimde gösterdi. Avrupa Komisyonu'nun ilk CBAM sertifika fiyatını açıklaması ve mekanizmanın güçlendirilmesine yönelik çalışmalar; veri kalitesini, emisyon yönetimini ve tedarik zinciri hazırlığını her zamankinden önemli hale getirdi. EBA'nın 2026 değerlendirmeleri de finans sektöründe iklim ve ESG risklerinin artık sermaye planlamasının ve kredi süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ortaya koyuyor.
Komitelerimiz: ortak aklın üretim atölyeleri
Bu dönemde çalışma komitelerimiz; kurumsal raporlama, sürdürülebilir finans, yatırım ortamı, küresel gelişmeler, mevzuat, kurumsal yönetişim, kapasite geliştirme ve COP31 hazırlıkları arasında güçlü bir eşgüdüm sağlayarak disiplinler arası iş birliğini daha da ileri taşıdı. Yönetim Kurulu üyesi kurumlarımızın liderliğinde ve üyelerimizin katkılarıyla yürütülen çalışmalar, yılın ilk çeyreğinde belirlediğimiz öncelikleri ikinci çeyrekte somut projelere ve uygulama odaklı çıktılara dönüştürdü.
Çalışma komitelerimizi yalnızca değerlendirme ve bilgi paylaşımı platformları olarak değil; politika ile uygulama arasında köprü kuran, farklı uzmanlık alanlarını ortak hedefler etrafında buluşturan ve ülkemizin sürdürülebilirlik dönüşümüne somut katkı sağlayan stratejik üretim alanları olarak görüyoruz.
İnsana yatırım: kalıcı dönüşümün asıl sermayesi
Kurumsal kapasiteyi güçlendirme kararlılığımızı ikinci çeyrekte de eğitim ve bilgi paylaşımı faaliyetlerimizle sürdürdük. Nisan ayında, KGK akreditasyonu ve Erdemir ev sahipliğinde gerçekleştirdiğimiz 8. Dönem Akredite Kurumsal Sürdürülebilirlik ve Raporlama Uzmanlığı Eğitimi, ülkemizin yeşil dönüşüm sürecinde ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını geliştirme hedefimizin sürekliliğini bir kez daha ortaya koydu.
Bir dönüşüm, ancak onu hayata geçirecek bilgiye, yetkinliğe ve insan kaynağına sahip olduğunda kalıcı olabilir. Bu program da bize bir kez daha gösterdi ki sürdürülebilirlik raporlaması yalnızca teknik bir uzmanlık alanı değil; kurumların veri yönetimini, yönetişim anlayışını, stratejik karar alma süreçlerini ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesini şekillendiren temel bir yetkinliktir.
Bunun yanı sıra, ulusal ve uluslararası platformlarda gerçekleştirdiğimiz konuşmalar, yayımladığımız değerlendirmeler ve deneyim paylaşımlarımızla entegre düşüncenin, şeffaflığın ve stratejik raporlamanın kurumların rekabet gücü, dayanıklılığı ve uzun vadeli başarısı açısından vazgeçilmez bir yönetim yaklaşımı olduğunu vurgulamayı sürdürdük.
Finansal okuryazarlık: geleceğin ekonomik kültürü
İlk çeyrekte SPK himayelerinde Küresel Para Haftası kapsamında 18-35 yaş grubunda 500'ü aşkın gence ulaşan çalışmalarımızı, bu çeyrekte gençlerle iklim ve finans odağında bir buluşmaya taşıdık. Allianz ve Habitat iş birliğiyle Allianz Teknik ev sahipliğinde gerçekleştirdiğimiz “COP31’e Doğru: Gençlerle İklim ve Finans” etkinliği, gençlerin finansal dayanıklılık, iklim riski ve sürdürülebilirlik arasındaki ilişkiyi daha güçlü kavramalarına katkı sağlarken, aynı zamanda ERTA’nın geleceğin karar vericileriyle kurduğu diyaloğun önemini de ortaya koydu. İklim krizi çağında finansal çözümler, risk yönetimi ve dayanıklılık konularının gençlerle birlikte ele alınması, sürdürülebilir dönüşümün toplumun tüm kesimlerinde sahiplenilmesi gerektiğini gösterdi.
COP31 yolunda: Türkiye için tarihi bir eşik
İkinci çeyrekte COP31 hazırlıklarımız hem daha görünür hem de daha derinlikli bir hâl aldı. Düzenlediğimiz ikinci COP31 Türkiye Toplantı Serisi webinarında, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanlığı ve Ticaret Bakanlığı temsilcilerinin katkılarıyla; Türkiye'nin yeşil dönüşüm politikalarının önceliklerini çok sesli biçimde ele aldık. Mayıs'ta Sabancı Center'da gerçekleştirdiğimiz üçüncü buluşmada ise enerji dönüşümü, şirket riskleri, kamu politikaları ve finansman dinamiklerini masaya yatırdık. Bu toplantılar, COP31’e hazırlığı diplomatik sürecin yanında şirketlerden finansman kuruluşlarına, kamu kurumlarından gençlere kadar bütün ekosistemi içine alan bir uygulama ve koordinasyon süreci olarak değerlendirdiğimizi gösteriyor.
Bonn'dan Antalya'ya: uygulama ve dayanıklılık zamanı
Haziran ayında Bonn'da gerçekleştirilen UN June Climate Meetings SB64 süreci, iklim diplomasisinin geldiği aşamayı çok net biçimde ortaya koydu. Bonn'un mesajı açıktı: Teknik hazırlık ilerliyor; ancak uyum finansmanı, azaltımın geleceği, şeffaflık desteği, gelişmekte olan ülkelere sağlanacak uygulama araçları ve karbon piyasası altyapısı gibi kritik başlıklar COP31'e taşınıyor. Bu vurgular, Antalya'ya sadece diplomatik değil; finansal, kurumsal ve uygulamaya dönük çok kritik dosyaların da devredildiği anlamına geliyor. COP31 Başkanlığının elektrifikasyon, kent direnci, verimlilik, döngüsellik ve atık başlıklarını Eylem Gündemi'nde öne çıkarması da başarının yalnızca müzakere masasında değil; sahada, uygulamada, şehirlerde ölçüleceğini gösteriyor.
Raporlamadan finansmana, enerji güvenliğinden değer zinciri dönüşümüne uzanan gündemimizi; uluslararası yatırımcılara, düzenleyici kurumlara, akademiye, gençlere ve sivil topluma çok daha güçlü anlatabileceğimiz tarihi bir eşiğin önündeyiz. COP31, Türkiye için yalnızca önemli bir uluslararası organizasyon değil; ülkemizin dönüşüm vizyonunu, uygulama kapasitesini ve yatırım potansiyelini dünyaya gösterebileceği stratejik bir fırsattır. Bu sürecin, COP31 sonrasında da kalıcı iş birliklerine, yeni yatırımlara ve uzun vadeli ortaklıklara zemin hazırlayacağına yürekten inanıyorum.
Londra İklim Eylemi Haftası, iklim direnci ve uyum finansmanının yatırım gündemindeki stratejik yerini daha da görünür kıldı.
Londra İklim Eylemi Haftası (LCAW) 2026, resmî çerçevesinde “parçalanmış bir dünyada iklim iş birliği” temasını öne çıkarırken, finans, direnç, enerji, yönetişim ve iklim diplomasisini aynı zeminde buluşturan bir platform sundu. PRI tarafından düzenlenen Yatırımcı Günü kapsamında düzenlenen önemli toplantılarda katkı sağlama fırsatı buldum. Özellikle gelişmekte olan piyasalarda yatırımcıların uyum ve dayanıklılık yatırımlarına nasıl baktığını, uyum finansmanının emisyon azaltımının tamamlayıcı bir unsuru olarak neden kritik hale geldiğini ve kamu ile özel piyasa uygulamalarının nasıl evrildiğini yerinde değerlendirme fırsatı verdi. Bu çıktılar, ülkemiz açısından uyum yatırımlarının ikincil bir başlık olmaktan çıkarak finansal sistem tasarımı, risk yönetimi, yatırımcı beklentileri ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesi açısından temel bir öncelik haline geldiğini açık biçimde ortaya koyuyor.
İstanbul'un da güçlü bir İklim Haftası neden olmasın?
Londra İklim Eylemi Haftası ve benzeri küresel platformlar, iklim gündeminin artık yalnızca çevresel farkındalık ekseninde değil; finans, yatırım, teknoloji, iş dünyası, şehirler ve politika diyaloğu çerçevesinde şekillendiğini açıkça ortaya koyuyor. Türkiye COP31'e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, İstanbul'un da güçlü ve kapsayıcı bir İklim Haftası platformuna sahip olması önemli bir fırsat olarak değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Yani neden İstanbul’unda bir İklim Haftası olmasın? Hatta kapsamı tamamlamak için Finans ve İklim Haftası birlikte düşünülmeli.
Zira, İstanbul; finansal altyapısı, güçlü özel sektörü, girişimcilik ekosistemi, üniversiteleri, sivil toplum kapasitesi ve bölgesel konumuyla iklim, sürdürülebilir finans ve yeşil dönüşüm gündemlerini bir araya getirebilecek önemli bir merkez olma potansiyeline sahip. Böyle bir platform, COP31'e giden süreçte Türkiye'nin dönüşüm vizyonunu uluslararası yatırımcılar, şirketler, düzenleyici kurumlar, akademi, gençler ve sivil toplum nezdinde daha görünür kılarken; COP31 sonrasında da kalıcı iş birliklerine, yatırım fırsatlarına ve politika geliştirme süreçlerine katkı sağlayacak sürdürülebilir bir etki alanı oluşturabilir.
Entegre düşünce: raporlamadan stratejiye uzanan pusulamız
Türkiye, özellikle entegre raporlama ve sürdürülebilirlik raporlaması alanında geliştirdiği iyi uygulamalarla küresel dönüşümü yalnızca izleyen değil, bu dönüşüme katkıda bulunan ve birçok alanda örnek gösterilen ülkeler arasında yer alıyor. Bu başarıyı bir adım daha ileri taşımanın yolu ise entegre düşünceyi yalnızca raporlamanın değil; stratejinin, yönetişimin, insan kaynağının, gençliğin, finansal okuryazarlığın, yatırım ortamının ve iklim direncinin de ayrılmaz bir parçası haline getirmekten geçiyor.
Üyelerimiz ve tüm paydaşlarımızla birlikte bu vizyonu büyütmeye, ortak aklı çoğaltmaya ve ülkemizin sürdürülebilir dönüşümüne liderlik etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.
Sevgi ve saygılarımla,
Prof. Dr. Güler Aras
ERTA Yönetim Kurulu Başkanı





