Entegre Raporlama Türkiye

Konuk Yazar’ın Mesajı

Türkiye’nin COP31 Eşiği: Dönüşüm İçin Yatırım, Finansman ve Uygulama Yol Haritaları

Dünya Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’e hazırlanırken Türkiye, küresel iklim eyleminin bir sonraki aşamasının şekillenmesine katkı sunmak için önemli bir fırsata sahiptir. Bu aşama, taahhütlerden uygulamaya, hedeflerden ise yatırım yapılabilir projelere geçiş anlamına gelmektedir.

İklim değişikliği, doğa kaybı ve dayanıklı ve düşük karbonlu ekonomilere geçiş; piyasaları, tedarik zincirlerini, varlık değerlerini ve uzun vadeli getirileri halihazırda şekillendirirken; kurumsal yatırımcılar, politika çerçevelerinin, kurumsal raporlamanın ve finansal piyasa mimarisinin, sermayenin reel ekonomi dönüşümüne yönlendirilmesini nasıl destekleyebileceğine giderek daha fazla odaklanmaktadır.

Türkiye ise bu gündeme katkı sunmak için çok güçlü bir konumda yer almaktadır. Paris Anlaşması’nı 2021 yılında iç hukukuna dahil etmesinden bu yana Türkiye, sürdürülebilirlik ve iklim politikası mimarisini geliştirmeye devam etmektedir. ISSB’nin IFRS S1 ve IFRS S2 standartlarıyla uyumlu olarak gelişen Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları, bu açıdan önemli bir ilerleme sinyalidir. Taksonomi geliştirme süreci de dahil olmak üzere tutarlı sürdürülebilir finans çerçevelerinin sürece daha fazla entegre edilmesi, bu temeli güçlendirecek ve COP31’e giden süreçte Türkiye’nin bölgesel lider olarak konumunu pekiştirmesine katkı sağlayacaktır.

Küresel yatırımcılar ne arıyor?

Principles for Responsible Investment (PRI), sorumlu yatırım uygulamalarını geliştirmek ve sürdürülebilir piyasalar için elverişli bir politika ortamını desteklemek amacıyla, küresel ölçekte kurumsal yatırımcılardan oluşan geniş bir imzacı tabanıyla çalışmaktadır.

Daha dalgalı, parçalı ve karmaşık bir küresel ekonomide yatırımcılar, yalnızca portföy oluşturma yoluyla yönetilemeyecek sistem düzeyindeki risklere giderek daha fazla maruz kalmaktadır. Bu nedenle öncü yatırımcılar, tekil şirket veya portföy düzeyindeki adımların ötesine geçerek, daha geniş ekonomik sistemin istikrarı ve dayanıklılığının uzun vadeli değer yaratımı üzerindeki etkisini değerlendirmektedir. Çeşitlendirilmiş ve uzun vadeli yatırım yapan yatırımcılar, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, politika istikrarsızlığı veya düzensiz geçiş gibi sistemik risklerden tamamen kaçınamamaktadır.

Uygulamada bu durum, yatırımcıların sermaye tahsisi, aktif sahiplik, politika diyaloğu ve iş birliği gibi ellerindeki araçları, yatırım yaptıkları piyasalarda daha iyi sonuçları desteklemek için giderek daha fazla kullandıkları anlamına gelmektedir. Yatırımcılar şirketlerden güvenilir geçiş planları talep etmekte, politika yapıcılarla dönüşümü mümkün kılan çerçeveler üzerine etkileşim kurmakta ve uzun vadeli ekonomik dayanıklılıkla uyumlu yatırım fırsatları aramaktadır.

Ancak yatırımcıların aynı zamanda belirsizliği azaltan, geçiş planlamasını destekleyen ve yatırım yapılabilir proje havuzları oluşturan açık, kalıcı ve güvenilir politika çerçevelerine ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç elektrifikasyon, temiz enerji altyapısı, sanayinin dönüşümü, dirençli şehirler ve uyum gibi alanlarda özellikle önemlidir. Türkiye’nin nihai enerji talebinde elektriğin payını bugün yüzde 20’nin biraz üzerindeki seviyeden 2035 yılına kadar yüzde 35’e çıkarma hedefi bu nedenle memnuniyet vericidir.

Gelişmekte olan piyasalar ve kalkınmakta olan ekonomiler için sermaye mobilizasyonu neden COP31’in merkezinde?

Başarılı bir küresel dönüşüm, büyük ölçüde gelişmekte olan piyasalar ve kalkınmakta olan ekonomilere bağlı olacaktır. PRI, kurumsal sermaye akışlarının bu piyasalara nasıl ölçeklendirilebileceğine ilişkin çalışmalarını bu nedenle derinleştirmektedir. Gelişmekte olan piyasalar ve kalkınmakta olan ekonomiler, gelecekteki enerji talebi, altyapı gelişimi, kentleşme ve sanayi büyümesi açısından merkezi öneme sahiptir. Aynı zamanda bu ekonomiler, iklim değişikliğinin fiziksel etkilerine en fazla maruz kalan bölgeler arasında yer almakta, çoğu zaman daha yüksek sermaye maliyetleri ve daha sınırlı kamu bilanço imkânlarıyla karşı karşıya kalmaktadır.

Buna rağmen finansman, ihtiyaç duyulan ölçekte akmamaktadır. 2024 yılında, Çin hariç gelişmekte olan piyasalar ve kalkınmakta olan ekonomiler, küresel temiz enerji yatırımlarının yalnızca yaklaşık yüzde 15’ini çekebilmiştir. Bu dengesizlik yalnızca söz konusu piyasalar için değil, küresel finansal sistem açısından da risk yaratmaktadır. Sermaye, dönüşüm yatırımlarına en çok ihtiyaç duyulan yerlere yönelmezse iklim riskleri derinleşecek, büyüme fırsatları kaçırılacak ve geçiş süreci daha düzensiz ve daha maliyetli hale gelecektir.

Türkiye bu gündemde kendine özgü bir rol oynayabilecek konumdadır. Finansal, ekonomik ve jeopolitik konumu, Türkiye’ye gelişmiş sermaye piyasaları ile gelişmekte olan piyasaların dönüşüm ihtiyaçları arasında köprü olma potansiyeli sunmaktadır. COP31 ev sahibi olarak Türkiye, iklim finansmanı, sürdürülebilir finans düzenlemeleri ve sermayenin mobilize edilmesi için gerekli pratik koşullara ilişkin tartışmalarda hem küresel yatırımcıların hem de bölgesel piyasaların perspektiflerinin yansıtılmasını sağlayabilir.

COP31 ne sunmalı?

PRI, COP31’e giden süreçte Türkiye hükümetinin elektrifikasyon, atık, dirençli şehirler ve Küresel İklim Eylemi Gündemi aracılığıyla daha geniş uygulama odağı dahil olmak üzere verdiği erken sinyalleri memnuniyetle karşılamaktadır. Bu başlıklar yatırımcılar açısından önemlidir, çünkü iklim hedeflerini reel ekonomi sistemleri, altyapı ve kurumsal dönüşümle ilişkilendirmektedir.

Aynı zamanda COP31’in hedef yükseltmeye devam etmesi gerekmektedir. Mevcut küresel politika gidişatı, Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşmak için hâlâ yeterli değildir. Yatırımcılar, hükümetlerden ulusal iklim planlarını güçlendirmelerini ve bu planları yatırım yapılabilir stratejilere dönüştürmelerini beklemektedir. Bu kapsamda güvenilir Ulusal Katkı Beyanları, sektörel geçiş planları, daha güçlü uyum ve dayanıklılık politikaları ile belirsizliği azaltan ve piyasa sinyallerinin kalitesini artıran sürdürülebilir finans çerçeveleri önem taşımaktadır.

COP31’e giden süreçte PRI, sorumlu yatırımcıların sesinin çok taraflı müzakerelerin, politika tasarımının ve uygulamanın şekillenmesine katkı sunmasını sağlamak için çalışacaktır. PRI, Paris Anlaşması ile uyumlu finansal akışlara ilişkin Veredas Diyaloğu ve Adil Geçiş Çalışma Programı dahil olmak üzere UNFCCC kapsamındaki resmi çalışma süreçlerine halihazırda katkı sunmuştur. Ayrıca fosil yakıtlardan adil, düzenli ve hakkaniyetli bir şekilde uzaklaşmaya, 2030 yılına kadar ormansızlaşmanın ve orman tahribatının durdurulması ve tersine çevrilmesine ilişkin gönüllü yol haritalarına da katkıda bulunmuştur.

Buna ek olarak PRI, önemli küresel iklim dönüm noktaları aracılığıyla yatırımcı katılımını desteklemeye devam edecektir. Yatırımcıları ve politika yapıcıları bir araya getirme rolü üzerine inşa ederek PRI, Antalya’daki COP31’de bir yatırımcı delegasyonunu destekleyecek ve imzacılarını COP31 gündemine yapıcı biçimde katkı sunabilecekleri fırsatlarla buluşturacaktır.

Hedef yükseltme, ortaklık ve uygulama çağrısı

COP31, Türkiye’nin bölgesel liderliğini ortaya koyması ve küresel iklim eyleminin daha pratik, yatırım odaklı bir aşamasını şekillendirmesi için önemli bir fırsattır. PRI bu süreci desteklemeye hazırdır. Türkiye’deki ve bölgedeki paydaşlarla etkileşimimizi derinleştirmeyi ve sorumlu yatırımcıların COP31’e ve sonrasına yapıcı biçimde katkı sunmasını sağlamayı sabırsızlıkla bekliyoruz.

 

 
Bu içeriği paylaşın;